Gurumla Tanışın- Meet my Guru

Burada yolladığım yazılar Prabhupada’dan alıntılar, onun öğretilerini, çevirilerini ve açıklamaları

içeriyor. Peki Srila Prabhupada kimdir? Prabhupada’nın yandaki merhametle bakan resminin,

Richard Gere’in Umut Mevsimi (Bee Season) filmini izleyenler oradaki bir Hare Krsna tapınağında

Richard Gere ile aynı karede duran resim olduğunu hatırlayabilir. Tüm bunlardan en önemlisi saf

bir adanmışla tanışmış olmanın hayatınızı nasıl değiştirebileceği.Ben daha birçokları gibi Krişna’nın

lütfuyla ve Prabhupada’nın merhametiyle onunla tanıştım, sizde tanışabilirsiniz.

  

1944 yılında Srila Prabhupada halen günümüzde de yayınlanan “Back to

Godhead” (Tanrı’ya Dönüş) adlı magazini tek başına yayınlamaya

başlamıştı.

 

Aşağıdaki alıntı, “Benlik-İdraki Bilimi” -The Science of Self-

Realization- adlı kitabın önsözüdür. Kitap, Srila Prabhupada’nın “Back to

Godhead” adlı magazinden seçilmiş çeşitli röportajları,konuşmaları ve makalelerinden

oluşmaktadır.alıntı:

Önsöz 

 

En başından beri Kutsal Lütuf A.C. Bhaktivedanta Swami Prabhupada’nın

tanışmış olduğum en olağan dışı kişi olduğunu biliyordum. İlk tanışma

1966 yazında, New York şehrinde oldu. Bir arkadaş beni aşağı

Manhattan’daki Bowery’e “yaşlı bir Hintli svami”nin konferansını

dinlemeye davet etti. Sefalet içinde konferans veren bir svami

hakkında merakımı yenemeyerek oraya gittim ve zifiri karanlık bir

merdivenden yukarıya, yolumu hissede hissede ilerledim.

Yukarıya çıktıkça, çana benzer ritmik bir ses giderek yükseldi ve

netleşti. Sonunda dördüncü kata ulaştım, kapıyı açtım ve işte

oradaydı.

 

Bulunduğum yerden yaklaşık onbeş metre uzakta, uzun, karanlık odanın

öteki ucunda yerden yükseltilmiş küçük bir platformda oturuyor, yüzü

ve safran renkli giysisi küçük bir ışık altında parıldıyordu.

Yaşlıydı, belki altmışlarında gibi diye düşündüm, ve dimdik haşmetli

duruşu ile bağdaş kurarak oturmuştu. Başı traşlıydı, güçlü yüzü ve

kırmızımsı boynuz kenarlı gözlükleri ona hayatının büyük kısmını

okumayla meşgul olarak geçirmiş bir keşiş görünümü veriyordu. Gözleri

kapalıydı ve bir el davulunu  çalarken usulca basit bir  Sanskritçe dua

söylüyordu. Az sayıda dinleyici çağrıya karşılık olarak aralarda

katılıyordu. Bir kaçı, duymuş olduğum çan benzeri seslerin sebebini izah eden

el zillerini çalıyordu. Büyük bir merakla sessizce arkaya oturdum,

şarkıya katılmaya çalıştım ve bekledim.

 

Birkaç dakika sonra svami görünüşe göre önünde açık duran kocaman bir

Sanskritçe ciltten İngilizce bir konuşma vermeye başladı. Ara sıra

kitaptan ama daha sıklıkla hafızasından alıntılar yapıyordu. Her bir metin

parçasını çok dikkatlice, detaylı açıklamalarla takip ediyordu ve

lisanın sesi çok güzeldi.

 

Felsefi terim ve deyimlerle karmaşık bir şekilde dantellenmiş söz

dağarcığı onu bir bilgin gibi gösteriyordu. Zarif el hareketleri ve

neşeli yüz ifadeleri konuşma tarzını oldukça etkiliyordu. Konu

şimdiye dek karşı karşıya geldiğimin en ağırıydı: “Ben bu beden

değilim. Ben Hintli değilim… Sizler Amerikalı değilsiniz… Hepimiz ruh

canlarız.”

 

Konuşmadan sonra birisi bana Hindistan’da basılmış bir broşür verdi.

Bir fotoğraf, svamiyi üç kitabını Hint başbakanı Lal Bahadur Shastri’ye verirken gösteriyordu.

Başlık alıntısı Bay Shastri’nin bütün Hint devlet kütüphanelerinin kitapları sipariş etmeleri

gerektiğinisöylüyordu. Bir başka küçük kitapta başbakan, “Kutsal Lütuf A.C.

Bhaktivedanta Swami Prabhupada çok müthiş bir iş yapıyor ve

kitapları insanlığın kurtuluşu için kayda değer yardımdır.”diyordu. Svami’nin

Hindistan’dan getirdiğini öğrendiğim kitaplarından birer tane satın

aldım. Kapaklarını, küçük broşürü ve diğer çeşitli yazınları

okuduktan sonra Hindistan’ın en saygın manevi liderlerinden biri ile

tanışmış olduğumu anladım.

 

Ama bu kadar üstün bir beyefendinin bunca yer içinden neden Bowery’de

yaşayıp ders verdiğini anlayamadım. Elbette iyi eğitimliydi ve

görünüşe göre aristokratik  bir Hint ailesinde doğmuştu. Neden böyle bir

yoksulluk içinde yaşıyordu? Nasıl olup da buraya gelmişti? Bir

öğleden sonra bu durumu anlayabilmek için onu ziyarete gittim.

Şaşırdım, Srila Prabhupada (ileride ona hitap etmeye başlayacağım

gibi) benimle konuşmak için çok meşgul değildi. Aslında, bütün gün

konuşmaya hazır gibi görünüyordu. Sıcak ve arkadaşçaydı. 1959

yılında, Hindistan’da gönül tokluğu düzenini kabul ettiğini ve

kişisel ihtiyaçları için para taşımasına ya da kazanmasına izin

verilmediğini açıkladı. Uzun yıllar önce öğrenimini Kalküta

Üniversitesinde tamamlamıştı ve bir aile yetiştirmişti. Sonra da çok

eski Vedik kültürünün tavsiye ettiği gibi, aile ve iş meselelerini en

büyük oğullarına bırakmıştı.

 

Gönül tokluğu düzenini kabul ettikten sonra eski bir aile arkadaşı aracılığıyla

Bir Hint yük gemisinde (Scindia Steamship Company şirketinin Jaladuta

adlı gemisi) ücretsiz seyahat ayarlamıştı. 1965 yılının Eylül ayında

yanında sadece yedi dolar değerinde rupileri, bir sandık dolusu

kitapları ve birkaç giysisiyle Bombay’den Boston’a gemiyle yolculuğa

çıktı. Manevi öğretmeni Kutsal Lütuf Bhaktisiddhanta Sarasvati

Thakura ona Ingilizce konuşan dünyaya Hindistan’ın vedik öğretilerini

vermeyi emanet etmişti. Bu nedenle altmış dokuz yaşında Amerika’ya

gelmişti. Bana, Hint müziğini, yemeğini, dilini ve

diğer çeşitli sanatlarını Amerikalılara öğretmek istediğini söyledi. Kibarca

hayrete düşmüştüm.

 

Srila Prabhupada’nın küçük bir şilte üzerinde yattığını ve odanın

arka tarafındaki iplere asılmış, yazın öğle sonrası sıcağında

kuruyan giysilerini gördüm. Onları kendisi yıkamıştı ve Hindistanda

kendi elleriyle yaptığı hünerli bir aletle kendi yemeğini

pişiriyordu. Bu dört katlı aygıt içinde bir anda dört yemek

pişiyordu. Yazılarını yazdığı neredeyse sonsuz sayıda kağıt her

yanına ve odanın diğer bölümündeki çok eski görünüşlü, taşınabilen

daktilosu etrafına yığılmıştı. Nerdeyse uyanık olduğu her saatini-

öğrendiğime göre yaklaşık yirmidört saatin yirmi saati- satın aldığım üç

cildin devamını daktilo ederek geçiriyordu. Bu, manevi hayatın hemen

hemen bir ansiklopedisi olan altmış ciltlik set olarak tasarlanmış

Srimad Bhagavatam’dı. Yayın için ona şans diledim, o da beni

Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri akşam konuşmalarına ve

Cumartesileri verdiği Sanskritçe derslerine davet etti. Kabul ederek

teşekkür ettim ve akıl almaz kararlılığı karşısında şaşkınlıkla ayrıldım.

Bir iki hafta sonra -1966’nın Temmuzuydu- Srila Prabhupada’nın bir bakıma daha

saygın bir çevre olan İkinci Cadde’ye taşınmasına yardım etme

ayrıcalığına sahip oldum. Bazı arkadaşlarla beraber aynı binada

bulunan bir zemin kat dükkanını ve küçük bir avlunun gerisinde,

ikinci kattaki daireyi kiraladık. Konuşmalar ve şarkılar devam etti

ve iki hafta içinde hızla büyüyen topluluk, dükkanın (bu zamana kadar

bir tapınak olmuştu) ve dairenin giderlerini sağlıyordu. Şimdi, Srila

Prabhupada dinleyicilerine el ilanları basmaları ve dağıtmaları

direktifini veriyordu, bir plak şirketi sahibi de onu Hare Krişna

şarkısının uzun çalar kaydı için davet etmişti. Yaptı ve muazzam

başarı getirdi. Yeni yerinde şarkı söylemeyi, vedik felsefeyi, müziği,

japa meditasyonunu, güzel sanatları ve yemek pişirmeyi öğretiyordu.

Önce kendisi pişirirdi –hep kendisi örnek yoluyla öğretiyordu.

Sonuçlar o ana dek deneyimlemiş olduğum en harika vejeteryen

yemeklerdi. (hatta, Srila Prabhupada yemeklerin hepsini kendisi

dağıtırdı!) Yemekler genellikle bir pirinç yemeği, bir sebze yemeği,

çapati (tam buğday unundan yapılmış içi boş küçük bir tür gözleme) ve

dahldan (lezeetle baharatlandırılmış mung fasülyesi ya da kırık bezelye

çorbasından) oluşuyordu. Baharatlar, pişirilme ortamı –ghee, ya da

saflaştırılmış tereyağı- pişirme ısısına verilen yakın ilgi ve diğer

detayların birleşiminin hepsi benim tamamen bilmediğim tat

biçimlerini üretiyordu. Diğerlerinin de prasadam (“Rabbin merhameti”)

adlı yemekle ilgili görüşleri kesinlikle benimkiyle uyuşuyordu.

Barış Kolordusunda çalışan ve aynı zamanda da Çin dil bilgini olan

birisi, Srila Prabhupada’dan klasik Hint stilinde nasıl resim

yapılacağını öğreniyordu. İlk kanvaslarının yüksek kalitesine hayret

etmiştim.

 

Felsefi tartışmada ve mantıkta Srila Prabhupada yenilmez ve yorulmazdı.

Çeviri çalışmasını sekiz saat sürebilen tartışmalar için yarıda

keserdi. Bazen yedi sekiz kişi çalıştığı, yemek yediği ve üzerinde uyuduğu

5 cm kalınlığındaki sünger yastığın bulunduğu tertemiz, küçük odaya sıkışırdı. 

 

 Srila Prabhupada  “sade yaşam ve yüksek düşünme” dediği şeyi daima vurguladı

ve örnek oldu. Manevi yaşamın sadece duygusallık ve kör inanç olmadığının,

akıl ve mantık yoluylakanıtlanabilir bir bilim olduğunun üzerinde durdu. Aylık bir magazin

başlattı ve The New York Times 1966 Sonbaharında onun ve

takipçilerinin hakkında lehte bir resimli yazı yayımladı. Kısa bir

süre sonra televizyon ekipleri geldi ve bir ana haber çekimi yaptılar.

Srila Prabhupada’yı tanımak heyecan vericiydi. Yoga ve zikretmenin

kişisel faydalarına olan arzumdan ya da sırf acemi merakımdan onun

ilerleyişinin her adımını takip etmek istiyordum. Büyüme

planları hem cesaret isteyen hem de tahmin edilemezdi –hep fevkalade

başarılı oluyor gibi olması gerçeği dışında. Yetmişlerindeydi ve

Amerika’ya yabancıydı, hemen hemen hiçbirşeyle gelmişti ama şimdi,

birkaç ayda tek başına bir hareket başlatmıştı! Bu akıl alıcıydı. Bir

Ağustos sabahı, İkinci Cadde dükkan-tapınağında Srila Prabhupada

bizlere şunu dedi: ”Bugün Rab Krişna’nın doğum günü.” Yirmidört saat

oruç tutacak ve tapınakta kalacaktık. O akşam boyunca Hintli bazı

ziyaretçiler geldi. İçlerinden biri –neredeyse ağlayarak- dünyanın

öbür yanında bu küçük, otantik Hindistan’ı bulmanın sonsuz sevincini

anlattı. Böyle bir şeyi rüyasında dahi hayal edemezdi. Srila

Prabhupada’ya etkili, güzel övgüler ve derin teşekkürlerini sundu,

bağış bıraktı ve ayaklarına eğildi. Herkes derinden

etkilenmişti. Daha sonra, Srila Prabhupada bu beyefendi ile Hintçe

konuştu ve söyledikleri benim için anlaşılmaz olduğundan, her ifade

ve hareketinin nasıl da insan ruhunun en içine kadar işlediğini

gözlemledim.

 

Sonra o yıl San Francisco’dayken, Srila Prabhupada’ya ilk uçak

biletini yolladım ve New York’tan uçakla çıktı. Oldukça büyük

grubumuz onu terminalde Hare Krişna mantrasını söyleyerek karşıladı.

Ondan sonra onu arabayla Golden Gate Park’ın doğu yakasına, yeni

kiralanmış bir apartman dairesi ve dükkan-tapınağa doğru götürdük –

New York’takine çok benzer bir düzendi. Bir model kurmuştuk. Srila

Prabhupada çok mutluydu.

 

Bir iki hafta sonra Hindistan’dan San Francisco’ya ilk mrdanga (iki

taraflı, uzun, kilden yapılmış davul) ulaştı. Yukarıya, Srila

Prabhupada’nın dairesine haber vermek için çıktığımda gözleri genişçe

açıldı ve heyecanlı bir sesle bana hemen aşağı inip sandığı açmamı

söyledi. Asansöre binip zemin kata indim, giriş kapısına doğru

yürürken Srila Prabhupada’yı gördüm. Mrdangayı görmeye o denli

hevesliydi ki, merdiveni kullanıp asansörü yenmişti. Sandığı açmamızı

istedi, üstüne giydiği safran kumaştan bir parça yırttı ve sadece iki

başı açık bırakarak, davulu kumaşla sardı. Sonra şunu dedi: “Bu hiç

çıkmamalı” ve nasıl çalınacağı ile bakımı konusunda detaylı bilgi

vermeye başladı.

 

Yine San Francisco’da, 1967’de, Srila Prabhupada Ratha-yatra,

Arabalar Festivali’nin törenle açılışını yaptı. Bu onun sayesinde

şimdi bütün dünyada kutlanan birkaç festivalden biridir. Ratha-yatra

ikibin yıldan beri Hindistan’da, Jagannatha Puri’de kutlanmaktaydı ve

1975’e gelindiğinde festival San Francisco’lularla o kadar

popüler hale geldi ki, belediye başkanı resmi bir bildiri ile “San

Francisco’da Ratha-yatra Günü” ilan etti.

 

1966 sonunda Srila Prabhupada müritleri kabul etmeye başlamıştı.

Kendisini Tanrı olarak değil, Tanrı’nın hizmetçisi olarak düşünmeleri

gerektiğine hemen dikkatleri çekerek, müritlerinin kendilerine Tanrı

gibi ibadet etmelrine izin veren kendi kendini biçimlendirmiş guruları(ruhani öğretmenleri)

eleştirdi. “Bu ‘tanrılar’ çok ucuz,” derdi. Bir gün, birisi “Siz

Tanrı mısınız?” diye sormuştu. Srila Prabhupada yanıtladı, “Hayır,

ben Tanrı değilim – Tanrı’nın bir hizmetçisiyim.” Sonra bir süre

düşündü ve devam etti, “Gerçekte, Tanrı’nın hizmetçisi değilim.

Tanrı’nın hizmetçisi olmaya çalışıyorum. Tanrı’nın bir hizmetçisi

olmak kolay değildir.”

 

Yetmişlerin ortalarında Srila Prabhupada’nın çeviri ve yayınları dramatik

bir biçimde yoğunlaştı. Bütün dünyadan bilim adamları kitaplarını

olumlu eleştiri yağmuruna tuttu ve neredeyse tüm Amerikan lise ve

üniversitelerinde standart ders kitabı olarak kabul edildiler.

Müritlerinin yirmibeş dile çevirdiği ve büyük para harcayarak

ellibeş milyon kopyasını dağıttığı toplamda yaklaşık seksen kitap üretti.

Dünya çapında yüzsekiz tapınak kurdu, yaklaşık onbin inisiasyon

Almış müridi ve milyonlarca takipçi topluluğu vardı. Srila

Prabhupada, dünyada ki seksenbir yıllık ikametinin son günlerine dek

çeviri yapıyor ve yazıyordu.

 

Srila Prabhupada yalnızca başka bir doğu bilgini, guru, mistik, yoga

öğretmeni ya da meditasyon eğitmeni daha değildi. O bütün bir kültürün

kendisiydi ve bu kültürü Batı’ya aşıladı. Benim ve pek çokları için o

samimiyetle ilgi gösteren, başkalarının iyiliği için çalışmak üzere kendi

rahatını tamamıyla feda eden, ilk ve en öndeki kişiydi. Onun özel

hayatı yoktu, yalnızca diğerleri için yaşadı. Ruh bilimi, felsefe,

sağduyu, güzel sanatlar, diller, vedik yaşam yolu –hijyen, beslenme,

tıp, görgü kuralları, aile yaşamı, çiftçilik, sosyal organizasyon,

eğitim, öğretim, ekonomi ve daha pek çok şeyi öğretti. Benim için o

bir başöğretmendi, babaydı ve yürekten dostumdu.

Srila Prabhupada’ya derinden borçluyum ve bu borcumu hiçbir zaman

ödeyemeyeceğim. Ama en azından onun en içinde taşıdığı arzusunu –

kitaplarının yayımlanması ve dağıtılmasını- yerine getirebilmek için

diğer takipçilerine katılarak biraz minnetimi gösterebilirim. Srila

Prabhupada bir defasında, “Ben hiçbir zaman ölmeyeceğim,”

demişti. “Kitaplarımda sonsuza dek yaşayacağım.” 14 Kasım 1977’de bu

dünyadan ayrıldı, ama hiç şüphesiz sonsuza dek yaşayacak.

 

Michael Grant

(Mukunda dasa)

www.harekrishnaturkey.com      /     harekrishnaturkey@yahoo.com

Tarafından sizin için çevrildi. Umarım faydalı bulmuş sunuzdur.

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s